Skip to content
Şub 21 / E. Basri Kahveci

Bilgisayarıma kavuştum

Bilgisayarıma kavuştum, sonunda… Almaya gittim dün. Ne kadar da uzakmış Beytepe’den Atakule. Kızılaydan dolmuşa binince en öne oturdum, ineceğim yeri kolayca görebileyim diye. Ayrılığın son dakikalarında yolu izledim. Daha önceden de geçmiştim oralardan. Dükkanların bazılarının isimlerini hatırlıyordum. Bi yazılım evinin yanından geçtik. Çiçekçi hatırlıyorum bi tane. Sonra yaşlı bi teyze bindi dolmuşa, birisi yer verdi. Mahçup mahçup oturdu kadıncağız. Rahmetli anneannem geldi aklıma, hayal meyal hatırladığım yüzü gözlerimin önüne geldi, nur içinde yatsın. Sonra şey geldi aklıma, var ya bi şiir, geçen gün yazdım hatta buraya. Atamam kendimi denize, dünya güzel :) Gerçi atmak istesem de nereye atacam kendimi deniz mi var Ankara’da anasını satayım her yer taş toprak toprak bile değil beton. Zonguldak bileti de 25 lira öyle kolayına gidilmez dereye mereye de atlamam ben atlayacaksam denize atlarım Karadeniz’e :) Deniz dediğin Karadeniz gibi olacak karşısına oturup çay içerken üşüyeceksin di mi Pablö?

Çantadan servis evraklarını çıkardım, verdim görevli kadına. Telefon açtı, getirin dedi bilgisayarı. Bir iki dakika boyunca ayak sesi dinlediğim, sonunda duydum bi sesler. Saysam mı lan dedim kaç adımda gelecek. Çüş dedim kendi kendime o kadar da manyak değilim :) Kontrol etti bilgisayarı kadın, verdi bana. Açtım kapağını, aynı bıraktığım gibiydi. Hatta bıraktığımdan daha temizdi silmişler ekranını falan galiba sağolsunlar. Açtım bilgisayarı, her şey yerli yerinde gözüktü. Boş masaüstüne çift tıkladım, simgeler geldi sevindim.

Geldim yurda yemek yedim önce. Sonra arkadaştan aldığım emanet bilgisayarı güzelce temizledim, üstündeki tozu falan aldım. Baktım orasına burasına bi eksik gedik var mı diye, yoktu. Gittim odasına bıraktım bilgisayarı, arkadaş yoktu odada, teşekkürü akşam ettim. Emanet bilgisayarı verip odaya döndüm. Masanın sol köşesine laptopu koydum. Altına Java kitabını koydum ekran göz hizama gelsin diye. Kablolarını falan taktım. Saydım harici harddisk, hoparlör falan derken 7-8 kablo takıyorum alete. Üzüldüm bi an abartıyor muyum acaba diye düşündüm, söktüm bi iki tanesini. Ama sonradan taktım geri. En son ethernet kablosunu taktım, açma düğmesine bastım. O açılırken kalkıp başka bir işimi hallettim. Dersten gelince öyle yapmayı alışkanlık edinmiştim düğmesine basar üstümü değiştirirdim sandalyeye oturduğumda hazır vaziyette beni bekliyor olurdu. Yine öyle oldu.

Kişiselleştirmek kelimesini başkasının bilgisayarını kullanırken anlıyor insan. Başka bir yatakta yatarken kendini yatağını özlemek gibi bir şey. Masaüstüne çift tıklayıp simgelere baktım. Hepsi yerli yerindeydi. Sonra kısayıllarla gezindim biraz harddiskte. Oh be dünya varmış dedim. Fare sağ alt köşeye yakındı. Gittim Jet Audio’yu açtım play’e bastım. Listedeki şarkılardan biri çalmaya başladı. Firefox’u açtım sonra. En son kapadığımda 30-40 sekme falan açıkmış sanırım, öyle aniden basınca bir an afalladı bilgisayar.

Servisten aldım bilgisayarı ama klavyesi bozuk hala. Basmıyor 4 tane tuş. Yurtdışından geliyormuş parça, 3 haftaya gelir dediler, 3 hafta orda bekleyeceğine bende dursun diye aldım bilgisayarı. Yeni klavye gelince gidip taktıracağım.

Neyse hadi iyi geceler :) Niye yazdıysam bu yazıyı, eğlendim ama : )

Bu yazıyı sosyal ağlarda paylaş:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • blogmarks
  • MySpace
  • Slashdot
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • LinkedIn

2 Comments

leave a comment
  1. Cursed / Şub 21 2009

    güzeldi be yazı :) , bende bekliyordum finalinde bozuk birşeyler.klavyesi bozukmuş :)

  2. Umay / Şub 22 2009

    Yazık ya, ayrılmazsınız umarım bi daha :)

    Senden bi alıntıyla bitiriyorum :P

    “Gerçi atmak istesem de nereye atacam kendimi deniz mi var Ankara’da anasını satayım her yer taş toprak toprak bile değil beton. “

Leave a Comment