Skip to content
Şub 24 / E. Basri Kahveci

Kaptan

Şiirlerin dilini yaşadıkça çözersin.

Canını neyin yaktığını bilirsin

Eflatun gözlerin olduğunu bilmiyordum

Uyumak ister de uyumazsın

Gece yarısını yaşamaktan yorgunum

Yer gök üstüne üstüne gelir

Bakır çalığı göklere katiyyen tahammülüm yok

Kendini gizleyen yine sensindir

Ben değiştim biliyorum, hem sakal bıraktım
Soğuk gözlerinde buğulanmıştı ölsen tanıyamazdın
Hâttâ Ricardo bile, hani vatansız Ricardo
Burnumun dibinden geçti geçen gün beni tanıyamadı
Oysa Au Vieux Châtelet’de akşam sabah beraberdik
Üçümüz Viyana kahvesi ve sıcak rom içerdik
Üstelik o krapfen severdi güzel olurmuş rivayet
Neden ve nasıl sevdiğini anlayamadım gitti

Alışkın olsan da sıkıldığın olur

Yalnızlıktan da kurtulup yalnız kalmak isterim

Seyretmeyi yeğlersin

Montmartre metrosu civarında seni gözden kaybettim
O zenci yine arkanda mıydı hiç dikkat etmedim
Ağzında yoksul bir ıslık ıslak bir cıgara gibi
Sidney Bichet’nin caz havalarını çiğneyip tüküren
O saklasın varsın seni sevdiğini biliyorum ben
Yüzünün renginden geliyor bütün üzüntüsü

Kolay değildir

Kahvelerden birine girip bir grog ısmarlasam
Seni öldürmek için çareler tasarlasam
Sükût bembeyaz buz tutsa bıyıklarımda
Mağrur bir totem gibi sussam konuşmasam
Ve türküm kaybolsa sessizliğin hırçın türküsü
Ve ben unutulsam yazdığım şiirler
Senin için yazdıklarım herkes için yazdıklarım
Eski padişahlar gibi unutulsa birer birer
Ve ben seni unutsam, hiç hatırlamasam, hiç mi hiç
İhanetini hatırlamasam, şehvetini hatırlamasam
Ellerim oldum olasıya seni unutsalar

Daha çok acı verir

Ellerim kırılsa ben senin için bu şiirleri yazmasam
Dinamit taşırmış gibi gözlerini taşımasam
Avanue Vagram’da bir akşam yeter bana ağustosta
Yapraklara serilmiş yirmi beş franklık yıldızlar
Bir mısra yeter geceleyin bir tren gibi pırıl pırıl
Sen kendine yetmiyorsun, hiç kimse sana yetmiyor
Birini bitirmeden aklın, öteki yolculukta

Canın acıyordur

Yanımda olduğun zaman her zamankinden yalnızım

Sahici olabilmeyi başaramamışlığının altına ezilirsin

Utrillo’nun bir sokağından seni çektim çıkardım
Elin yüzün kirlenmiş üstün başın toz içinde
Sana mardi gras için bir japon maskesi aldım
Sen bana kaptan diyorsun herkes bana kaptan diyor
Sahici bir kaptanmışım gibi tükürüyorum

Uyanırken ayrılırsın

Ben ki cehennemde bir Allah gibi yalnızım
St Vincent de Paul Kilisesi benim otelin arkasına düşer
Saat kulesi her gece uyur uykumdan uyandırıyor
Her seferinde seni tekrar Bordeaux’ya yolcu ediyorum

Okumak fayda ediyordur

Saadetin ıstırap çekmek olduğunu ben keşfettim
Çarmıhta bir İsa gibi ben ıstırap çektim
Bir sulfat acılığı sinerse parmaklarına şiirlerimden
Gözyaşları sinerse eğer küstahça kafiyeli
Anla ki ölümle hayat arasında zaman gibi mesudum
Kendimi öldürecek haldeyim seni öldürecek saadetimden
Dona-maria! Bir kahvede isyan halinde bulduğum
Çekik gözleriyle Ermenice küfürler yazıp çizen çocuk
Sen! Bordeaux’ya yorgun bir flamingo gibi yolladığım
Geceleri benim için dua etmelisiniz

Razısındır

Kalbim bakır bir mangır gibi boynuma asılmış
Ondan kurtulmak için sürgünlere gitmeye razıyım
Nehir gemilerinde muçoluk etmeye ölmeye
Seni terk etmeye razıyım, parasız pulsuz çekip gitmeye
Kur’an’daki bütün belalara, Tevrat’taki bütün belalara
İbranice öğrenmeye razıyım hapis yatmaya
Kalbim yüzünden madem ki ellerimi parçaladım
Kalemimi kırdım, hayatımı çiğnedim, ağladım
Madem ki en büyük düşmanım kalbim, benim, kendimim
Onu inkar ediyorum, kalbimi inkar ediyorum
Geceleri benim için dua etmelisiniz

Nerede olduğunu bilmiyorsundur

Şimdi benim gözlerim Paris’te Marivaux sinemasında
Bir çift kara maça gibi yorgun ve uykusuz
Ellerim derseniz Marsilya’da garsonla hesaplaşıyor
Martini-cin seksen frank on frank da servis
Kalbim derseniz onun nerede olduğunu bilmiyorum
Ağlıyorum, onun nerede olduğunu bilmiyorum
Hiç kimse kalbimin nerede olduğunu bilmiyor
Nihayet seni terk edip gitti diyebilirsiniz

Başkaları seni senden iyi anlatıyordur

Benim acılarım ilahlar gibi şiirlerimi doğuruyorlar
Onları karanlıkta bembeyaz izleriyle görüyorum
Karanlıkta seni görüyorum, dudaklarına ellerimi sürüyorum
Seni kollarımın arasında tutuyorum, ağzından öpüyorum
İkimiz birden bire Austerlitz Garı’na gidiyoruz
Austerlitz Garı önüne bakıyor, bizden utanıyor
Bir trene binmek ve rastgele defolup gitmek istiyorum
Trenin barında alnımı yağmurlu camlara dayamak
Küstah bir duble birayla karşılıklı oturup ağlamak
Kalemimde mürekkep kalmıyor, insanlar beni görmüyorlar
İnsanlar kendilerini kaybetmişler onlara acıyorum
Ümitsiz bir akrep gibi ben aynı zamanda mağrurum

Her gün yaşıyorsundur

Sen benim şiirlerimi okudukça ağlayacaksın

Seni hiç görmeseydim, seni keşke hiç görmeseydim
Şu benim iki gözüm aksalardı, kıpkızıl kör olsaydım
Sacré-Coeur’de armonik çalsaydım, dilenseydim
Seni hiç görmeseydim, ismini hiç duymasaydım
Belki kendime göre rezilce saadetlerim olurdu
Kaldırımlara renkli tebeşirlerle katedral resimleri çizerdim
Kaldırımlara senin resimlerini çizerdim, herkes seni çiğnerdi
Bistroya yıkılır çırılçıplak bir quandro içerdim
Lucie-anne yine gelir yine bana senden bahsederdi
Lucie-anne neden gelir, neden bana senden bahsederdi

Anlatmıyorsundur ki anlasın

Benim şu çektiklerimi bir çocuk var ki anlıyor
Kendimi yerden yere vuruşumu içimdeki zehri
Bir çocuk var ki anlıyor, benim gibi kahroluyor
Odasında şiirlerim fukara mumlar gibi yanıyorlar
Sen o çocuk değilsi,n sen artık çocuk değilsin
Dudakların eskisi gibi beyaz değiller, biliyorsun
Ben ki yaşadıklarımı büyük dinler gibi yaşıyorum
Sen artık bir din değilsin, bunu biliyorsun

Güneş hala aynı yerdedir

Kendimden kurtulmak için gölgemi koridora astım

Attila İlhan’ın Sisler Bulvarı’ndan Kaptan şiiri. Bütün halini de koyarım sonra.

Bu yazıyı sosyal ağlarda paylaş:
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • blogmarks
  • MySpace
  • Slashdot
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • LinkedIn
Leave a Comment