Sabahın dördünde şu şiir, öyle hoş tebessüm ettirdi ki
Kategori arşivi: Yaşam
YUVA “Home” Belgeseli
Bugün facebookta sağolsun Alorak’ın paylaşımıyla gördüm bu belgeseli. Evet evet facebook’un arada gerçekten işe yaradığı oluyor. Belki daha önceden haberi falan yapılmıştır ama dediğim gibi ben ilk defa gördüm. Küresel ısınmayı yani kısacası insanların milyarlarca yıllık dünyanın çok değil sadece bir iki yüzyılda nasıl humuna koyabildiğini anlatan çok önemli bir belgeselmiş, bence de öyle kesinlikle. Çekimleri 3 yıl boyunca havadan yapılmış. 90 ülkeyle aynı günde ücretsiz olarak yayınlanacak olan belgesel, Türkiye’de 5 Haziran akşamı saat 20:00′da NTV ekranlarında olacakmış.
Konunun en en en ana başlıkları bunlar uzun uzun konuşacaktım ama tatil moduna girdim yavşamışlığın doruk noktasındayım kim uğraşacak şimdi onla diyip kendimi kınıyor, haberin devamı için şu bağlantı tüm sevenlere gelsin diyorum.
Esen kalın efenim.
Bunu yapan insan olamaz
18:54.65′lik şu videoyu sadece izleyin.
Bunu yapan hakikaten insan olmamalı. O adamın o iş için harcadığı zamana gerçekten acıyorum
Şem ü Pervane
Pervane böceklerini bilir misiniz? Pervane, geceleyin ışığın etrafında görülen küçük kelebektir. Divan şiirinde aşığın temsilcisidir. Pervane ışığın etrafında döner döner ve sonunda dayanamaz kendini o ışığın içine atar; ışığın kaynağında ateş olduğu için de kavrulur gider. Aşk ateştir. Aşık ise ateşin etrafında dönüp duran pervanedir. Aşık, ateşin kendini yakacağını bile bile ateşten vazgeçmez; içinde bulunduğu aşk ateşine öylesine kapılmıştır ki, aşığın kendisi ateşte yaşadığına inanılan semendere dönüşmüş, onun için her şey, her yer ateş olmuştur. Aşk ve aşktan kaynaklanan her hâl ateştir ve aşka düşenin artık o ateşten kurtulması mümkün değildir.
Bu âlem sanki oddan bir denizdür
Ana kendüyi atmakdur adı aşk
Eşrefoğlu Rumî
od: ateş
Tıpkı pervane böceğinin ateşin kendini ateşe atmaktan alıkoyamadığı gibi, divan şairleri de kendilerini aşka düşmekten alıkoyamazlar. Aşk dert kaynağıdır, bela kaynağıdır. Aşıklar her ne kadar aşk ıstıraplarından dert yansalar da, aşksız olmak onlar için en büyük beladır.
Ya Rab bela-yı aşk ile kıl âşinâ beni
Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni
Fuzuli
Aşağıda okuyacağınız Şem ü Pervane (Mum ile Pervane) hikayesi de, Mantıku’t Tayr’da anlatılan hikayelerden birisidir.
Bir gece pervane böcekleri toplanmış, bir mumu nasıl bulabileceklerini tartışıyorlardı. İçlerinden biri dedi ki:
- Hepimiz birden gidip boşuna yorulmayalım. Birimiz gidip mum bulsun, sonra gelip bize haber versin.
Bir pervaneyi seçip gönderdiler. Gönderdikleri pervane böceği uzakta bir köşk, köşkün içinde de apaydın bir mum gördü, döndü geri geldi. Gördüğü, anladığı kadarıyla mumu anlatmaya çalıştı.
O topluluğun içinde yaşlı bir pervane de vardı. Gönderilen pervaneyi kınadı.
- Senin mumdan haberin bile yok, dedi.
İkinci bir pervaneyi gönderdiler. Bu seferki, kendini muma şöyle bir attı, sonra etrafında dönüp geri geldi. Mumdan bahsetti, ona nasıl kavuştuğunu anlattı.
Yaşlı pervane onun da sözünü kesti;
- Azizim senin bu anlattığında da mum değil. Sen de öbürüne benziyorsun, anlamadığın şeyi nasıl anlatacaksın?
Son gönderdikleri pervane ise mumu görünce sarhoş oldu adeta. Sevinçle ateşe atıldı, ateş tepeden tırnağa sardı onu. Bütün vücudu kıpkırmız oldu.
Diğerlerini kınayan yaşlı pervane uzaktan mumun bu pervaneyi onurlandırıp kendi rengine boyadığını görünce;
- İşte bu işi yalnız o başardı, dedi. Kim nerden bilsin, mumdan yalnız onun haberi var.
Bu dünyada gerçeği bulan; her şeyden vazgeçen, dünyadan bihaber kişidir. Sen de candan, cisimden uzaklaş ki canana yaklaşasın.
Pervane kendini ateşin kucağına atar ve fenafillah olur. Artık o da ateşten başka bir şey değildir.
Yüksek Sadakat’in Pervane isimli bir şarkısı var o da gayet hoştur, dinlenesidir.
Sevilmeyi de bileceksin
Bugün bilgisayarımda arşivi kurcalarken bir metin dosyasına rastladım. İçinde liseden çok yakın arkadaşım Kerem Yertürk’e ait çok güzel bir yazı vardı. Kerem’den tam olarak neden ve ne zaman aldığımı hatırlamadığım fakat iyi ki almışım dediğim bu yazıyı ondan izin alamadan -aradım fakat ulaşamadım- (onun için sorun olmayacağına inanarak) burada yayınlıyorum.
Gözünü kapatıp rüzgara bırakmalısın bazen kendini, ucu bucağı gözükmeyen tepeye çıkmanın sevinciyle…
Ama asla savunmasızca değil, ne de meydan okuyarak…
Kürekleri bir kenara koyup denize bırakmalısın gidişatı açıldığında bazen…
Ama ölmek için değil, dalgaları halt etmenin keyfine varıp yaşamın değerini anlayabilmek için…
Bulutların olmadığı sıcak bir gecede yıldızlara salmalısın gözlerini ulaşılmazda gezindiğinin sevinciyle…
Ama kör olmak için değil, yakınında daha iyisini bulabildiğinin gerçekçiliğiyle…
VE BAZEN KENDİ HALİNE BIRAKMALISIN KALBİNİ SANKİ KÜÇÜK KARDEŞİNİ OYNARKEN İZLER GİBİ…
Saldırmadan oluruna bırakacaksın görüp öğrenmek için…
Ama asla bir daha sevmemek için değil sevilmenin rahatlığında bir suratı okşamak için…
Sevmeyi bileceksin ama anlayacaksın yeterli değil eğer buna kararlıysan sevilmeyi de bileceksin…Kerem YERTÜRK
Gazanfer Özcan vefat etti
Son dönemde Avrupa Yakası dizisinden tanıdığımız, 27 Ocak 1931 doğumlu usta tiyatro ve sinema sanatçısı Gazanfer Özcan, bugün vefat etti.
Gazanfer Özcan, 1998 yılında, Kültür Bakanlığı’ndan devlet sanatçısı ünvanını almıştı.
Gazanfer Özcan hakkında bilgiler için şu wiki bağlantısına ve şuraya tıkayabilirsiniz.
El-Cezire Gazze görüntülerini yayınlıyor
Al-Jazeera (El-Cezire), Gazze görüntülerini şu adresten açık lisansla yayınlıyor. Görüntülerin Creative Commons CC-BY lisansıyla yayınlanıyor olması, görüntüleri kaynak göstererek ücretsiz kullanmaya imkan veriyor.
Adresi tekrar vereyim, buyrun:
Bu atılımı şöyle yorumlayabiliriz. Videoların internetten yayınlanması şüphesiz daha çok insanın videolara ulaşabilmesini sağlayacak. Yayınlayanın El-Cezire olması da; CNN, BBC gibi olaya batının penceresinden bakan kanallara bir alternatif olmuş. Ayrıca açık lisansla yayınlanması da videoların internete içerik üreten insanlar tarafından özgürce kullanılmasını ve bu sayede Gazze’de yaşanan insanlık ayıbının daha geniş kitlelere anlatılmasını sağlayacak. Ben de üzerime düşen görevi yapayım dedim.
