Severek takip ettiğimiz ODTÜ Bilgisayar Topluluğu Elektronik Dergisi e-Bergi’nin Nisan sayısı bugün çıkmış. Bu ayki sayıda bilgisayarın geleceğine dair kehanetlere (yeni hesaplama yöntemleri üzerinde çalışmalara), Firefox’ta ince hız ayarları yapmaya, son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz “Bilgisayar Kümeleri (Cluster Computing)” kavramına, Comet’e, hastası olduğumumuz IDE Eclipse hakkında temel bilgilere, bilgisayarlı görme üzerine bir yazıya ve daha bir sürü konuya yer verilmiş. İyi güzel ama bu yandaki fıstık da kim diyorsanız sizi e-Bergi Nisan sayısını okumaya davet ediyorum.
Xwindows Dock, ya da kısaca XWD, Windows Vista ve XP için yeni ve ücretsiz bir masaüstü düzenleyicisi ve uygulama başlatıcısı. Onu farklı kılan ise, diğer dock programlarının yıllar boyunca kullanılması ve gözlenmesiyle elde edilen deneyimle oluşturulmuş olması, ayrıca hayal edebileceğiniz tüm özellikleri size sunması.
Bunu ben demiyorum XWD’nin programcıları diyor
Programı merak ettim, kurup biraz inceledim, hakkaten dedikleri kadar var
XWD’de diğer dock (StarDock, RocketDock) programlarında göremeyeceğiniz özellikler var. XWD gerek görsel efektler açıdan, gerekse kullanışlılık açısından bir çok ilginç detaylara sahip bir program.
Facebook kullanıcı ana sayfasını değiştirdikten sonra kullanıcılara yeni ana sayfa hakkındaki fikirlerini soran bir anket başlatılmıştı ve anket hiç de Facebook’un hoşlanacağı türden şekillenmedi. 1.300.000 kullanıcının katıldığı ankette yalnızca 80.000 kullanıcı yeni ana sayfayı beğendiğini söylemiş. Bu kadar büyük bir örneklemde bu kadar açık bir durumu göz ardı edemeyen Facebook bir kaç ufak değişikliğe gideceğini, iki gün önce bir çalışanının blogunda duyurmuş. Facebook’un atacağı adım ise yeni kullanıcı ana sayfasındaki akış filtlerini geliştirmek ve kullanıcıya daha kolay kontrol edilebilir bir akış sağlamak olacakmış.
Bir iki gün önce bizim bölümün haber grubunda gördüm, burdan sizinle paylayaşım dedim. Atılım Üniversitesi 26 Mart 2009 tarihinde ulusal işletim sistemimiz Pardus adına önemli bir organizasyona imza atıyormuş. Adından da anlaşılacağı gibi öncelikli amacı Pardus’u insanlara tanıtmak olan bu organizasyon her seviyeden insana hitap edecek bir dizi Linux ve Pardus konferansları içeriyormuş.
Etkinlik programı şöyle:
12:00 – 12:15 Açılış konuşması
12:15 – 13:30 Özgürlükiçin OOXML’le karşı! (Ali Işıngör ve Akın Ömeroğlu)
13:45 – 15:00 Açık Kaynak Yansımaları adına söyleşi (Mustafa Akgül ve Ziya Karakaya)
15:15 – 16:30 Sanallaştırma (Bora Güngören)
16:45 – 18:00 Nasıl Pardus Geliştiricisi Olunur? (Gökçen Eraslan ve Gökmen Göksel)
Etkinlik hakkında bir kaç önemli bilgi:
- Etkinliğe katılmak için 26 Mart’a kadar http://aac.atilim.edu.tr/ adresinden kayıt yaptırmak gerekiyormuş.
- Etkinlik esnasında katılımcılara Pardus yapıştırmaları (sticker) dağıtılacakmış ki böyle incik boncuklar benim hoşuma gider.
- 3 oturuma katılanlara katılım belgesi verilecekmiş.
- Son olarak Tobb, Gazi, Ankara Üni. ve Odtü’den saat 11.15′te servis kaldırılacakmış.
Etkinliğin başlangıç saati sınav saatime denk gelmeseydi katılmayı isterdim her ne kadar üstünde çok uğraşmasam da Pardus ilgilendiğim bir konu fakat kayıt sayfasına girdiğimde şunu farkettim böyle önemli bir etkinlik için hazırlanan kayıt sayfası gayet amatörce olmuş. Gerek grafikler, gerek genel görünüm açısından daha şık ve etkileyici bir tanıtım / kayıt sayfasının yapılmış olmasını dilerdim. Neyse, etkinliğin adında “Birinci” kelimesinin geçmesi ilerleyen zamanda yenilerinin olacağını gösteriyor umarım onlarda daha iyi tanıtım ve reklam yapılır.
Türk televizyonları yüzlerce mal gördü ama böylesini hakkaten görmemiştir
An itibariyle 10. defa falan izliyorum ama hala deli gibi gülüyorum. Lafı çok uzatmadan sizi ilk Türk astronotu Sabri Beyle başbaşa bırakıyorum ![]()
dipnot: şakşuka tarık da iyi fıymış ha tırsak herif
Bu hafta sınavı ödevi derken siteye pek yazamadığımdan haftasonu yakaladığım bir boşlukta bu hafta teknoloji dünyasında neler olup bittiğini şöyle bir özetleyeyim dedim. Mevzuya iPhone ile giriş yapalım.
iPhone OS 3.0 duyuruldu
iPhone’un büyük ihtimalle bu yaz piyasaya çıkacak olan yeni işletim sistemi iPhone OS 3.0 Apple tarafından duyuruldu. OS 3.0 bir çok yeni özellik içeriyor. Bunlardan ilki kopyala/yapıştır
Evet, Apple OS 3.0′a kopyala yapıştır özelliğini dahil etmiş. Bundan böyle kopyala / yapıştır özelliği iPhone üzerindeki her uygulamada kullanılabilecekmiş. OS 3.0′la gelen bir başka yeni özellik de MMS. OS 3.0 ile kullancılılar birbirine MMS gönderip alabilecekmiş. Ayrıca Spotlight isimli yeni bir zımbırtıyla iPhone içindeki her türlü bilgi üzerinde arama yapılabilecekmiş. Son olarak Apple’ın geliştiriciler şimdiden uygulama geliştirmeye başlasınlar diye -bir çok yeni fonksiyon barındıran- iPhone 3.0 Software Development Kit Beta’yı duyurduğunu da söyleyip bir sonraki başlığa geçeyim. Bu arada sunumu şu adresten izleyebilirsiniz. read more…
Ben mesela tasarım yapmaya çalışıyorum şu an bir beyaz kağıtla
Şu güzel perşembe gecemizi C#’la mecburi bir önsevişme uğruna heba ederken hoş bir sohbette akla gelen şu şiirle veriyoruz molamızı. İyisi mi ben sözü Yılmaz Erdoğan’a bırakayım…
Herşey yapılabilir bir beyaz kağıtla
Uçak örneğin, uçurtma mesela
Altına konabilir bir ayağı ötekilerden kısa olduğu için sallanan bir masanın
Veya şiir yazılabilir
Süresi ötekilerden kısa bir ömür üzerine.Bir beyaz kağıda her şey yazılabilir
Senin dışında
Güzelliğine benzetme bulmak zor
Sen en iyisi sana benzemeye çalışan her şeyden
Bir gülden, bir ilk, bir sonbahardan sor
Belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
Ve benim bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
Anlarım bitkiden filan ama anlatamam
Toprağın güneşle konuşmasını
Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla.Sen bana ışık ver yeter
Bende filiz çok
köklerim içimde gizli
Gelen giden, açan soran, bere budak yok
Bir şiir istersin,
İçinde benzetmeler olan,
Kusura bakma sevgilim
Heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok.Uzun bir yoldan gelen tedariksiz katıksız bir yolcuyum
Yaralı yarasız sevdalardan geçtim
Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
Her şeyi anlattım
Olan, olmayan, acıtan, sancıtan
Bilsem ki sana varmak içindi
Bütün mola sancıları, bütün stabilize arkadaşlıklar
Daha hızlı koşardım, severadım gelirdim
Gözlerinin mercam maviliğineSana bakmak
Suya bakmaktır
Sana bakmak
Bir mucizeyi anlamaktırSana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
Aşk sorgusunda şahanem
Yalnız kelepçeler sanıktır
Ne yazsam olmuyor
Çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış, hem yapma çiçek satanlar
Bahçıvan değil tüccarlardır
Sen öyle göz
Sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
Sen teninde cennet kayganlığı iken
Sana şiir yazmak ahmaklıktır.Bir tek söz kalır dişlerimin arasından
Ben sana gülüm derim
Gülün ömrü uzmaya başlarVerdiğim bütün sözler sende kalsın isterim
Ben sana gülüm derim
Gül sana benzediği için ölümsüz
Yazdığım bütün şiirler
Sana başlayan bir kitap için önsöz.Sana bakmak
Bir beyaz kağıda bakmaktır
Herşey olmaya hazır
Sana bakmak
Suya bakmaktır
Gördüğün suretten utanmak
Sana bakmak
Bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır
Sana bakmak
Allah’a inanmaktır..YILMAZ ERDOĞAN
Şöyle de videosunu vereyim tam olsun.
Facebook geçen hafta duyurduğu “Public Profiles”ın ardından, birkaç gün evvel de profil sayfalarına yeni gizlilik ayarları koyduğunu duyurmuş. Tamamen kişisel tercihinize kalmış bu yeni ayarlamalar sayesinde profilinizin istediğiniz herhangi bir kısmını arkadaşlarınız veya ağlarınızdan ziyade her Facebook üyesiyle paylaşabiliyormuşsunuz. Bu yeni özellikle; durum güncellemelerinizi, bağlantılarınızi, duvarınızı, kişisel, eğitim ve iş bilgilerinizi, fotoğraf ve videolarınızı ayrı ayrı (yani biri açıkken diğeri kapalı olabilir) herkese açabiliyormuşsunuz.
Şu public profile olayından bahsetmedim, yakında onun hakkında da bişeyler yazarım, bu gecelik bana iyi geceler
Şurada Mac sürümünün yapım aşamasında olduğunu ve ilk ekran görüntülerinin yayınlandığını duyurduğum Google Chrome’un Linux sürümü de yapılmaya başlanmış. Şu an sekmelerde, yer imlerinde bazı temel işlevleri eksik olmasına rağmen çoğu işlevini yerine getiren ve siteleri gayet görüntüleyen bir Google Chrome mevcutmuş.
Ubuntu’da test etmek istiyorsanız şu yazıyı okuyabilirsiniz.
Topla, tüfekle alamadılar, parayla alıyorlar. İngilize, Fransıza, Amerikana karış karış sattığımız şu cennet vatan için son damla kanına kadar savaşmış, uğruna canını vermekten bir an bile tereddüt etmemiş yüzbinlerce şehitlerimizi, evinden, barkından, yarinden vazgeçip cepheye koşmuş ecdadımızı, cepheye sırtında mermi taşıyan analarımızı, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla anıyorum. Biz şu topraklar üzerinde Türk olarak yaşayabiliyorsak önce Allah, sonra onların sayesinde yaşıyoruz. Hepsine sonsuz teşekkürler, şükranlar. Onların hakkını hiçbir zaman ödeyemeyiz.
Mehmed Akif Ersoy, Çanakkale Şehitlerine sesleniyor:
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber!
Sana âgûşunu açmış duruyor peygamber!
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkâm.Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedi serhaddi;
‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.
Asım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.


